Uniter Forevermore III: Özgürlük Yemini
Mert Keçeci
Kaçacak yer kalmadı. Piscium Sigma’nın göğü savaşla kararmış durumda. Yıllardır avlanan bir halk, varlığını ve özgürlüğünü korumak için son kez ayağa kalkarken artık gizli operasyonlara, küçük zaferlere ya da geri çekilmeye yer yok. Fakat yaklaşan hesaplaşma yalnızca iki ordunun savaşı değil. İki farklı güç anlayışı karşı karşıya geliyor. Bir taraf, gücün kontrol etmekten doğduğuna inanıyor. Her şeyi sınıflandırmak, sahiplenmek, dönüştürmek ve sonunda kendine katmak istiyor. Sevgi bile onun elinde sahip olma arzusuna; korku, tahakküme; kayıp ise saplantıya dönüşüyor. Farklı olanı anlamak yerine tüketiyor, yanında taşımak yerine kendisine benzetiyor. Çünkü onun dünyasında bütünlük, geriye yalnızca tek bir irade kaldığında mümkün. Karşısındaysa bambaşka bir güç anlayışı var. Acıyı inkâr etmeyen, korkusuna rağmen ilerleyen, kaybettiklerini geride bırakmak yerine yanında taşıyan bir irade. Başkasını değiştirmeden onunla bağ kurabilen; çelişkilerini yok etmek yerine onlara kendi içinde yer açabilen bir anlayış. Gücü sahip olduklarının toplamında değil, kendinden vazgeçmeden başkalarına yer açabilmekte arayan bir ruh. Biri bütünlüğe ulaşmak için farklı olanı kendine dönüştürmek istiyor. Diğeri, farklı kalabilmenin zaten bütünlüğün bir parçası olduğunu savunuyor. Ve yıllardır birbirine doğru ilerleyen iki irade sonunda karşı karşıya geldiğinde, savaşın cevabını aradığı soru artık kimin daha güçlü olduğu değil: Bir ruhu gerçekten yenilmez yapan şey, ne kadarını kontrol edebildiği midir... yoksa ne kadarını içinde taşıyabildiği mi? Zehir hükmetmek ister. Okyanus ise içine aldığı hiçbir akıntıdan kendisi olmasını istemez. Zehir, karşısındaki her şeyi değiştirebilir. Ama bir okyanusu kendine dönüştüremez. Bu bir zafer sözü değil. Bir özgürlük yemini. “Çoklu evrenin kendisi, mimarı taklidi yapan bir çorbadan ibarettir.” — Bunmu