MENÜ

1000 TL ve üzeri alışverişinizde ücretsiz Kargo!

İbret Yayın Grubu olarak mecmuamızı yayıma hazırladığımız süreçte (yani 2023 Kasım ayında) Ahmed Cemal Paşa’yı konu olarak seçmemizin birkaç etken faktörü bulunmakta idi. Bunların en başında, Ahmed Cemal Paşa’nın görev alanı içerisinde yaşanan sıkıntıların günümüze etkilerinin bulunduğunu ve bu etkilerin tahlilinin yapılmasında yeterli ehemmiyetin gösterilmediğini düşünmemiz gelmekteydi. Çalışmamıza başladığımızda ‘‘Arap İsyanı’’nı nasıl ele alacağımızı bilemedik ve zikrettiğimiz durumdan hareketle ‘‘mikro-tarih’’ ilkesine başvurduk. Buna karşın gördüğümüz manzara, günümüzde anlatılan ‘‘Arap İsyanı’’ anlayışından çok daha farklıydı. Öncelikle ‘‘isyan’’ kelimesi, hâkim gücün bakış açısı üzerinden şekillendiği için bilimsel değildi ki bunu değiştirmeyi düşündük. Ardından genel tabloya bakabilme arzusu ile yayımlanmış ama günümüze ulaşamamış kaynaklara odaklandık. Şayet vakanın altında yatan sebepler, ‘‘ulusal savunma’’ hedefine odaklanmış bir biçimde vuku bulmuşsa bizim gözümüzde ‘‘isyan’’ olan bu vaka Arapların gözünde ‘‘direniş’’ olarak algılanacaktı. Bahsi geçen bu anlam karmaşası da bilimsel bir zemine ait olmayacak ve yeni bir terimin kullanılması ihtiyacına yol açacaktı. Buna karşın kaynakların detaylı taramasını yaptığımızda anladık ki ortadaki vaka zannettiğimizin aksine gerçekten bir ‘‘isyan’’ idi; zira temel sıkıntı (bugüne kadar aktarıldığı gibi) ne ‘‘eziyet gören bir halkın uyanışı’’ ne de ‘‘dinsiz politikaları karşı direniş’’ şekliyle nüksetmişti. Hayır! Ortadaki sıkıntı tamamıyla hâsım devletlerin bölgedeki çıkarları namına seçtikleri piyonları, rakip şahdan yani Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayırma girişimiydi. Bu noktada Ahmed Cemal Paşa’yı (bugüne kadar) bize anlatıldığı ‘‘sebep-sonuç’’ ilişkisinden farklı bir biçimde anlamayı hedefledik. Öncelikle ona ait olduğunu düşündüğümüz iki makaleyi inceledik: Hicaz Mektupları 1: Hicaz Demiryolu,(Hicaz Mektupları 2:) Hicaz Demiryolu. Bu makaleler onun ‘‘IV. Ordu Kumandanı’’ olarak bölgedeki faaliyetleri tabiri caizse ‘‘kendi eliyle’’ icra ettiği dönemin öncesini anlatıyor ve onun bölgedeki bayındırlık faaliyetlerinin (mektuplar ona ait olmasa dahi) izdüşümlerini sunuyordu. Buradan hareketle Abdullah Cevdet Karlıdağ’ın Ahmed Cemal Paşa ile yaptığı iki röportajı inceledik. Buradaki bilgiler de bahsi geçen mektuplarla uyuşmaktaydı. Ardından onun, yüksek rütbeli Osmanlı Hristiyan memurlarına yazdırttığı ‘‘Fransız Matbuatına Cevab’’ isimli risâlesini inceledik. Bahsi geçen risâleden hareketle Fransızlara ve dolaylı yoldan (Filistin bölgesindeki Hristiyan memurların ‘‘aslî unsur’’ statüsünde açıklama yapmalarıyla) Siyonistlere karşı vermekte olduğu ‘‘nüfuz’’ mücadelesini gördük. Lübnan seyahatine dair incelediğimiz metin de bunu doğrular nitelikteydi. Ardından Falih Rıfkı Atay’ın ‘‘Zeytindağı’’ isimli eserinde sansürlediği bir anısından hareketle ordunun duruma bakış açısını gözlemlemiş olduk. Bugün ulaştığımız sonuç şudur: Gerek Refik Rızık Sellûm’un asılan tek ‘‘milliyetçi’’ isyancı olduğu halde Hristiyan olması gerek bölgede yürütülen bütün propaganda faaliyetlerinin Hristiyan unsura yönelik yapılmış olması göstermektedir ki ortada, İslamî zeminden hareketle başlamış bir isyan söz konusu değildir. Dini bir zemin olsa dahi bu, aksettirildiği gibi ‘‘İslam’’ ekseninde değildir. Aksine genel tablo göstermektedir ki bölgede, Hristiyan unsura yapılan propagandadan hareketle oluşturulmaya çalışılan bir ‘‘Müslüman-Hristiyan Savaşı’’ vardır. Rumeli gibi Hristiyan nüfusun baskın olduğu bölgelerde Avrupalılarca icra edilmiş ve dağılmaya giden süreci başlatmış aynı politika, bahsi geçen bölgede de hâkimdir. Buna karşın trajik bir şekilde görmekteyiz ki Hristiyan nüfusta vücut bulamayan bu ‘‘isyan’’ dışavurumu, Şerif Hüseyin tarafında vücut bulmuştur. Ümit ederiz ki bu çalışma, isyan edenleri adeta ‘‘haklı’’ çıkartmayı görev edinip İttihat ve Terakki’yi (avam bir bakış açısı neticesinde) ‘‘dinsizlik’’le suçlayanlara cevap niteliğinde olacaktır. Bu çalışma göstermiştir ki çıkartılmaya çalışılan isyanın sebebi, belirli mercilerin iddialarında dile getirildiği üzere ‘‘Hilafet makamının dinsizlerin eline geçmesi, İttihat ve Terakki’nin Türkçü politikaları vb.’’ değil, bu makamın ve bahsi geçen toprakların Türklere ait olmasıdır. Erdem Yılmaz’ın kaleme aldığı ‘‘Cusup Abdrahmanov’un Birtakım Mektupları’’ isimli makale de umarız ki Türk’ün sesinin İttihat ve Terakki’de vücut bulduğunu, bahsi geçen iddia sahiplerine tekrardan kanıtlayacaktır.

Vatanını korumak namına, Cumhuriyet’in 100. yılında şehit ve gazilerimizin tamamına, zaman ve mekân belirtmeden adadığımız bu sayımızı yayıma hazırlarken ne yazık ki yeniden şehit vermiş bulunmakta ve bunun acısı içinde okuduğunuz kısmı kaleme almaktayız. ‘‘İsimleriyle isimsiz binlerce şehidi anma’’ niyetine haiz olarak o kahraman erleri tekrardan anıyoruz:

İbret Mecmua


İbret Yayın Grubu olarak mecmuamızı yayıma hazırladığımız süreçte (yani 2023 Kasım ayında) Ahmed Cemal Paşa’yı konu olarak seçmemizin birkaç etken faktörü bulunmakta idi. Bunların en başında, Ahmed Cemal Paşa’nın görev alanı içerisinde yaşanan sıkıntıların günümüze etkilerinin bulunduğunu ve bu etkilerin tahlilinin yapılmasında yeterli ehemmiyetin gösterilmediğini düşünmemiz gelmekteydi. Çalışmamıza başladığımızda ‘‘Arap İsyanı’’nı nasıl ele alacağımızı bilemedik ve zikrettiğimiz durumdan hareketle ‘‘mikro-tarih’’ ilkesine başvurduk. Buna karşın gördüğümüz manzara, günümüzde anlatılan ‘‘Arap İsyanı’’ anlayışından çok daha farklıydı. Öncelikle ‘‘isyan’’ kelimesi, hâkim gücün bakış açısı üzerinden şekillendiği için bilimsel değildi ki bunu değiştirmeyi düşündük. Ardından genel tabloya bakabilme arzusu ile yayımlanmış ama günümüze ulaşamamış kaynaklara odaklandık. Şayet vakanın altında yatan sebepler, ‘‘ulusal savunma’’ hedefine odaklanmış bir biçimde vuku bulmuşsa bizim gözümüzde ‘‘isyan’’ olan bu vaka Arapların gözünde ‘‘direniş’’ olarak algılanacaktı. Bahsi geçen bu anlam karmaşası da bilimsel bir zemine ait olmayacak ve yeni bir terimin kullanılması ihtiyacına yol açacaktı. Buna karşın kaynakların detaylı taramasını yaptığımızda anladık ki ortadaki vaka zannettiğimizin aksine gerçekten bir ‘‘isyan’’ idi; zira temel sıkıntı (bugüne kadar aktarıldığı gibi) ne ‘‘eziyet gören bir halkın uyanışı’’ ne de ‘‘dinsiz politikaları karşı direniş’’ şekliyle nüksetmişti. Hayır! Ortadaki sıkıntı tamamıyla hâsım devletlerin bölgedeki çıkarları namına seçtikleri piyonları, rakip şahdan yani Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayırma girişimiydi. Bu noktada Ahmed Cemal Paşa’yı (bugüne kadar) bize anlatıldığı ‘‘sebep-sonuç’’ ilişkisinden farklı bir biçimde anlamayı hedefledik. Öncelikle ona ait olduğunu düşündüğümüz iki makaleyi inceledik: Hicaz Mektupları 1: Hicaz Demiryolu,(Hicaz Mektupları 2:) Hicaz Demiryolu. Bu makaleler onun ‘‘IV. Ordu Kumandanı’’ olarak bölgedeki faaliyetleri tabiri caizse ‘‘kendi eliyle’’ icra ettiği dönemin öncesini anlatıyor ve onun bölgedeki bayındırlık faaliyetlerinin (mektuplar ona ait olmasa dahi) izdüşümlerini sunuyordu. Buradan hareketle Abdullah Cevdet Karlıdağ’ın Ahmed Cemal Paşa ile yaptığı iki röportajı inceledik. Buradaki bilgiler de bahsi geçen mektuplarla uyuşmaktaydı. Ardından onun, yüksek rütbeli Osmanlı Hristiyan memurlarına yazdırttığı ‘‘Fransız Matbuatına Cevab’’ isimli risâlesini inceledik. Bahsi geçen risâleden hareketle Fransızlara ve dolaylı yoldan (Filistin bölgesindeki Hristiyan memurların ‘‘aslî unsur’’ statüsünde açıklama yapmalarıyla) Siyonistlere karşı vermekte olduğu ‘‘nüfuz’’ mücadelesini gördük. Lübnan seyahatine dair incelediğimiz metin de bunu doğrular nitelikteydi. Ardından Falih Rıfkı Atay’ın ‘‘Zeytindağı’’ isimli eserinde sansürlediği bir anısından hareketle ordunun duruma bakış açısını gözlemlemiş olduk. Bugün ulaştığımız sonuç şudur: Gerek Refik Rızık Sellûm’un asılan tek ‘‘milliyetçi’’ isyancı olduğu halde Hristiyan olması gerek bölgede yürütülen bütün propaganda faaliyetlerinin Hristiyan unsura yönelik yapılmış olması göstermektedir ki ortada, İslamî zeminden hareketle başlamış bir isyan söz konusu değildir. Dini bir zemin olsa dahi bu, aksettirildiği gibi ‘‘İslam’’ ekseninde değildir. Aksine genel tablo göstermektedir ki bölgede, Hristiyan unsura yapılan propagandadan hareketle oluşturulmaya çalışılan bir ‘‘Müslüman-Hristiyan Savaşı’’ vardır. Rumeli gibi Hristiyan nüfusun baskın olduğu bölgelerde Avrupalılarca icra edilmiş ve dağılmaya giden süreci başlatmış aynı politika, bahsi geçen bölgede de hâkimdir. Buna karşın trajik bir şekilde görmekteyiz ki Hristiyan nüfusta vücut bulamayan bu ‘‘isyan’’ dışavurumu, Şerif Hüseyin tarafında vücut bulmuştur. Ümit ederiz ki bu çalışma, isyan edenleri adeta ‘‘haklı’’ çıkartmayı görev edinip İttihat ve Terakki’yi (avam bir bakış açısı neticesinde) ‘‘dinsizlik’’le suçlayanlara cevap niteliğinde olacaktır. Bu çalışma göstermiştir ki çıkartılmaya çalışılan isyanın sebebi, belirli mercilerin iddialarında dile getirildiği üzere ‘‘Hilafet makamının dinsizlerin eline geçmesi, İttihat ve Terakki’nin Türkçü politikaları vb.’’ değil, bu makamın ve bahsi geçen toprakların Türklere ait olmasıdır. Erdem Yılmaz’ın kaleme aldığı ‘‘Cusup Abdrahmanov’un Birtakım Mektupları’’ isimli makale de umarız ki Türk’ün sesinin İttihat ve Terakki’de vücut bulduğunu, bahsi geçen iddia sahiplerine tekrardan kanıtlayacaktır.

Vatanını korumak namına, Cumhuriyet’in 100. yılında şehit ve gazilerimizin tamamına, zaman ve mekân belirtmeden adadığımız bu sayımızı yayıma hazırlarken ne yazık ki yeniden şehit vermiş bulunmakta ve bunun acısı içinde okuduğunuz kısmı kaleme almaktayız. ‘‘İsimleriyle isimsiz binlerce şehidi anma’’ niyetine haiz olarak o kahraman erleri tekrardan anıyoruz:

Özellikler
Editör Bartu Kizek
Kapak Cilt Karton Kapak
İç Sayfa Kağıt Türü 70 gr. 2. hamur
Ebat 16x23 cm
Yayın Tarihi 2024
Yayın Dili Türkçe
Sayfa Sayısı 80

80,00TL

WhatsApp
Sıkça Sorulanlar

Online Ödeme
Kolay İade
24x7 Hizmet
0/50 yorum
Yorum Yap